26 Kasım 2014 Çarşamba

Kalbimi Nefes Borunda Bıraktım : Bedia Ceylan Güzelce - 1473


Bazı kitaplar hayat değiştirir, bazıları düşünceleri pekiştirir, bazısı çok hüzünlendirir, kimi iyice çiğnenememiş bir yemek gibi gırtlağınıza oturur. Bu romanda hepsi var. Bedia Ceylan Güzelce, 1982 doğumlu bir yazar ve tv sunucusu. 1473 onun ilk romanı. Okuduğum en başarılı ilk romanlardan. İnce bir sızı gibi gelip insanın içine yerleşiyor. Kitap bittiğinde, bir kirpi olmak istiyorsunuz. Aşkı anlamak için zaman harcamayan, geldiği gibi kabullenen ve kokusuna varıncaya dek özünde yaşayan bir tek eşli kirpi olmak, insan olmaktan daha yüce bir yerlerde.

Roman ile ilgili çok fazla konuşmayacağım. Temel olarak mesele, Akkoyunlular ile Osmanlılar birbirlerine Otlukbeli'nde girmeye karar verdiğinde, şanssızlık eseri orada yuvası bulunan, henüz yavruları bile olmayan ve ancak 3 kıştır beraber kış uykusuna yatabilmiş bir çift aşık kirpi. Dişi kirpinin ağzından okuduğumuz hikayede yapılan sevgili tasviri, kurulan şiirsel cümleler ile günümüzde aşkı hakkıyla yaşamak için, hayvanlardan örnek almak gerektiğini ortaya koyar niteliklerde.

Bir parça kirpilik öğrensek hepimiz, dünya çok daha güzel bir yer olurmuş.


"İnsanların bazılarına öldükten sonra yaptırılan mezarlar,yaşarken onlara layık görülen hayatlardan çok daha gösterişli." sf. 102


"Ahh sesi, bir ömrün virgülüdür." sf.71

"Bin dehlizli bir yeraltı şehrinden getirilmişti gözleri,onlarla kötü bir şey yapması mümkün değildi." sf.31
21 Kasım 2014 Cuma

Sana Gül Bahçesi Vadetmedim - Joanne Greenberg




"Adalet uygulanmıyorsa, namussuzluk örtbas ediliyorsa ve inançlarını koruyan insanlar acı çekiyorsa, sizin gerçekliğiniz ne işe yarıyor peki?"

"İnter vitae scelerisque purus,

Non eget Mauris Jaculis neque arcu,

Nec venanatis gravida sagittis

Yaşamı doğru yaşayan

ve suçla lekelenmeyen kişinin
ne Fas'ın kargılarına ihtiyacı vardır, 

ne yaya ne de kılıflar dolusu zehirli oka."

"Morpheus in mentem,

Trahit impellentem
Ventum ıenem
Segetes maturas.

Düş tanrısı getirir,
Huzursuz aklına,
Hafif rüzgarı,

Olgun ekinleri."




"İnsanlar karşı ateşler yakarlar, bir yangını söndürmek için bir başka yangın çıkarırlar."


"Ben zehirliyim ve bundan nefret ediyorum. Utanç ve onursuzluk içinde yıkılıp gideceğim ve bundan nefret ediyorum. Dünya benim doğrularıma yalnızca yalanlarla karşılık veriyor."
17 Kasım 2014 Pazartesi

Ingeborg Bachmann - Otuzuncu Yaş



"Satırlara sırtını dayadı, çünkü bir tek bu hayat vardı yaşanacak, bu tek ben'i vardı harcanacak, mutluluk ve güzelliğe aç, mutluluk için yaratılmış ve saltanatın her çeşidine düşkün."


"Tazeyken yollanacağı yere yollanmayarak kurutulmuş bir gül, canım, sevgilim, sen, benim olan sen, ah diye başlayan mektuplar ve ateş birden bir ahla hepsini yutuyor ve ince bir kül deriyi kıvırıp ufalıyor. Hepsini de yakıyor mektupların."


"Çevresindeki insanlardan kendini çözüp alacak ve elden geldiği kadar yenilerine gitmeyecek."


"Yolun karşısındaki bir kahveye gitti, bana söylemek istediklerini ilkin firmanın holünde sonra yolda söylemeye çalıştı, ama derken kahvenin bile buna elverişli bir yer olmadığını sezdi. Kimbilir, belki de bir çocuğun ölümünü bildirmeye elverili bir yer yoktur, asla."


"Balığım benim, oltam, tilkim, tuzağım,ateşim benim. Suyum, dalgam. Toprak hattım. Şayet'im, fakat'im. Benim ya'm. Benim ve ya'm. Benim her şeyim. Her şeyim."

Şeker Portakalı





"Çünkü dünyanın en iyi insanısın, senin yanındayken beni kimse azarlamıyor ve günışığının yüreğimi mutlulukla doldurduğunu hissediyorum."


"Bir ağaçtı o, ama neredeyse hiç tanımadığım bir ağaç."



"Noel gecesi pabuçların artık hiç boş kalmayacak."


"Yaşamaya yükümlüydüm, yaşamaya!"



"Uslu duracağıma, bir daha kavga etmeyeceğime, hiç sövmeyeceğime, kıç bile demeyeceğime söz veriyorum. Ama hep senin yanında kalmak istiyorum."


"Gökyüzünün benim için ne anlama geldiğini anlayamazdı."

"Tanrım! Hiç bu kadar sevgiye susamış bir yürek görmedim."


"-Daha çok anlat dedim.
 +Hoşuna gidiyor mu?

 -Çok. Elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum."


"Pek seyrek ve yalnızca aile içindekilere yaptığım bir şeyi yaptım, o iyilik dolu koca yüzünü öptüm."



"Basit bir oyunla hayat değiştirilemez."

Safranbolu



Merhaba!
İnternet sitelerinde yazanlara inanmayın, Safranbolu, dedikleri gibi 6-7 saat mesafede değil. Biz bu yazılanlar üzerinden yola çıktığımız için, sabah 4 civarında Safranbolu'ya vardık. O saatlerde dışarıda olmanızı cidden hiç tavsiye etmem çünkü ellerinizi cebinizden çıkaramayacağınız kadar soğuk ve bomboş bir orta çağ şehri ile karşı karşıya kalıyorsunuz, şükür ki 24 saat açık Çurba kafe adlı sevimli bir mekanda, genç bir arkadaş bize sıcak ezogelin çorbası vererek hayatımızı kurtardı :)




Öncelikle Safranbolu'da konaklayacaksanız kesinlikle Eski Çarşı'daki konaklardan birini tercih edin zira Yeni Çarşı tarihi dokusunu yitirmiş, nispeten şehirleşmiş bir merkez. Eski Çarşı'da çorba içerek sabahı gördükten sonra kalacağımız, 300 yıllık bir konak olan otelimizi bulduk. Çok şaşırarak söylüyorum ki Safranbolu Kore'den gelen turistlerle dolu. Gezmeyi çok seven Koreli turistler, Unesco kültür mirası şehri olması sebebiyle bazı global kitaplarda kendine yer bulan Safranbolu'yu araştırmış, bulmuş ve kalkıp gelmişlerdi. Onları görünce, gezmek ve görmek söz konusu olduğunda eğer imkan varsa, üşenmeye tövbe ettim :)

Otelimizin sahibinin düzenlediği tura katıldık ve iki alman, bir koreli, iki türk'ten oluşan gezi ekibi ile, sarı kartal taksiye doluşup yola koyulduk. İlk durağımız, Yörük Köyü idi. 




Yörük Köyü, ilk bakışta ortaçağdan hiç bozulmadan günümüze kadar varlığını korumuş gibi bir izlenim verse de, turistik bir takım şeyler mevcut. Eşyalı ve ayağınıza galoş takarak, 2 tl karşılığında gezebileceğiniz konaklar, o dönemin yaşantısını daha iyi anlamayı sağlıyor.
Ayrıca dünyaca ünlü diva, Leyla Gencer'in de memleketi imiş burası, Yörük Köyü'nün meydanında bir büstü bulunuyor.


Yörük Köyü'nün ardından rotamız Tokatlı Kanyonu idi. Açıkçası bu kadar hoşuma gideceğini ummuyordum, karşıma çıkan manzara, havanın kapalı ve soğuk olmasına aldırmadan, mükemmel denilecek kadar güzeldi. Kalın tahta kazıklar ile bu kanyonun aşağısına inmeyi sağlayan bir yürüyüş parkuru inşaa edilmiş, nereden geldiği belli olmayan bir şelale, serbest gezen tombul tavuklar ve ciğerlerinize İstanbul'un ardından çok iyi gelen oksijeni bol atmosfer ile, akılda kalacak bir zaman dilimi vaat ediyor kesinlikle. 




Tokatlı Kanyonu'nun ardından toparlanıp, gezinin en ilginç güzergahına doğru yola koyulduk, Bulak Köyü'ndeki Mencilis Mağarasına. Mencilis Mağarası ülkemizdeki en büyük üçüncü mağara imiş, 6 km uzunluğunda lakin sadece ilk 400 metresi gezilebiliyor çünkü ilerisi sular altındaymış, botlar olmadan ilerlemek mümkün değilmiş. Mağara genel olarak farklı bir ambiansa sahip, ben kendi adıma mağarayı mesken edinmiş yarasa ailesinden biraz korkup, daralsam da, görülmeye değer değişik bir doğal güzellikti. 



Geceler çılgınca soğuk olduğu için açıkçası eski konakta üşümekten biraz endişelenmiştim, ama aksine konak o kadar sıcaktı ki, ertesi sabah sokağa çıkmak benim için biraz zor oldu :) Yine de Eski Çarşı'yı gezmek için az vaktimiz kaldığından, fazla oyalanmadan konaktan ayrıldık. Eski Çarşı'nın merkezinde bulunan Cinci Han'a giriş 2 lira, kulesine kadar uzanan dik merdivenleri tırmanıp, Eski Çarşı'ya tepeden bakarak, manzaranın tadını çıkarabilirsiniz.




Hediyelik eşya olarak, Safranbolu evlerinin figür olarak kullanıldığı anahtarlıklar, buzdolabı magnetleri ve lambalar çoğunlukta, ayrıca bölgeye has ve çok kıymetli bir ürün olan safran'ın da şampuanlarda, sabunlarda ve yiyeceklerde bol bol kullanıldığını söylemek mümkün.



Tadını beğenmezsek ziyan olur düşüncesiyle safranlı zerde tatlısından bir tane sipariş ettik, iyi ki de öyle yapmışız. Beğenenler sevenler elbette çıkacaktır ama bu yöresel lezzet, üzerindeki dondurma topuna rağmen bizim damak tadımıza hitap etmedi ne yazık ki :( Gel gelelim, karadut şurubu lezzetliydi ve tavsiye edilebilir, bunun yanında yine Eski Çarşı'da bulunan Kadıoğlu'nda kuyu kebabı ve safranbolu bükmesi yemenizi kesinlikle ve kesinlikle öneririm, yemekten önce süzme organik bal ve tereyağı, sıcacık pide eşliğinde sofraya geldiği zaman zaten arkasından gelecek olan yemek hakkında az çok ip ucu veriyor :)


Hıdırlık Seyir Tepesi'ne çıkıp, yine tadını pek beğenmediğim safran çayı'nı deneyebilir, bunun yanında elbette ki sahleplerinizi yudumlayarak, ayağınızın altında uzanan otantik şehir manzarasının tadını çıkarabilirsiniz. Hıdırlık Seyir Tepesi'ne çıkmak için geçeceğiniz yollar da ayrıca çok hoş.


Veee son olarak, hayatımda gördüğüm en güzel kelebeği Safranbolu'da gördüm, zar zor fotoğrafını çekebildik, belki siz daha güzelini görürsünüz :)











 

Blog Template by BloggerCandy.com