17 Kasım 2014 Pazartesi

Safranbolu



Merhaba!
İnternet sitelerinde yazanlara inanmayın, Safranbolu, dedikleri gibi 6-7 saat mesafede değil. Biz bu yazılanlar üzerinden yola çıktığımız için, sabah 4 civarında Safranbolu'ya vardık. O saatlerde dışarıda olmanızı cidden hiç tavsiye etmem çünkü ellerinizi cebinizden çıkaramayacağınız kadar soğuk ve bomboş bir orta çağ şehri ile karşı karşıya kalıyorsunuz, şükür ki 24 saat açık Çurba kafe adlı sevimli bir mekanda, genç bir arkadaş bize sıcak ezogelin çorbası vererek hayatımızı kurtardı :)




Öncelikle Safranbolu'da konaklayacaksanız kesinlikle Eski Çarşı'daki konaklardan birini tercih edin zira Yeni Çarşı tarihi dokusunu yitirmiş, nispeten şehirleşmiş bir merkez. Eski Çarşı'da çorba içerek sabahı gördükten sonra kalacağımız, 300 yıllık bir konak olan otelimizi bulduk. Çok şaşırarak söylüyorum ki Safranbolu Kore'den gelen turistlerle dolu. Gezmeyi çok seven Koreli turistler, Unesco kültür mirası şehri olması sebebiyle bazı global kitaplarda kendine yer bulan Safranbolu'yu araştırmış, bulmuş ve kalkıp gelmişlerdi. Onları görünce, gezmek ve görmek söz konusu olduğunda eğer imkan varsa, üşenmeye tövbe ettim :)

Otelimizin sahibinin düzenlediği tura katıldık ve iki alman, bir koreli, iki türk'ten oluşan gezi ekibi ile, sarı kartal taksiye doluşup yola koyulduk. İlk durağımız, Yörük Köyü idi. 




Yörük Köyü, ilk bakışta ortaçağdan hiç bozulmadan günümüze kadar varlığını korumuş gibi bir izlenim verse de, turistik bir takım şeyler mevcut. Eşyalı ve ayağınıza galoş takarak, 2 tl karşılığında gezebileceğiniz konaklar, o dönemin yaşantısını daha iyi anlamayı sağlıyor.
Ayrıca dünyaca ünlü diva, Leyla Gencer'in de memleketi imiş burası, Yörük Köyü'nün meydanında bir büstü bulunuyor.


Yörük Köyü'nün ardından rotamız Tokatlı Kanyonu idi. Açıkçası bu kadar hoşuma gideceğini ummuyordum, karşıma çıkan manzara, havanın kapalı ve soğuk olmasına aldırmadan, mükemmel denilecek kadar güzeldi. Kalın tahta kazıklar ile bu kanyonun aşağısına inmeyi sağlayan bir yürüyüş parkuru inşaa edilmiş, nereden geldiği belli olmayan bir şelale, serbest gezen tombul tavuklar ve ciğerlerinize İstanbul'un ardından çok iyi gelen oksijeni bol atmosfer ile, akılda kalacak bir zaman dilimi vaat ediyor kesinlikle. 




Tokatlı Kanyonu'nun ardından toparlanıp, gezinin en ilginç güzergahına doğru yola koyulduk, Bulak Köyü'ndeki Mencilis Mağarasına. Mencilis Mağarası ülkemizdeki en büyük üçüncü mağara imiş, 6 km uzunluğunda lakin sadece ilk 400 metresi gezilebiliyor çünkü ilerisi sular altındaymış, botlar olmadan ilerlemek mümkün değilmiş. Mağara genel olarak farklı bir ambiansa sahip, ben kendi adıma mağarayı mesken edinmiş yarasa ailesinden biraz korkup, daralsam da, görülmeye değer değişik bir doğal güzellikti. 



Geceler çılgınca soğuk olduğu için açıkçası eski konakta üşümekten biraz endişelenmiştim, ama aksine konak o kadar sıcaktı ki, ertesi sabah sokağa çıkmak benim için biraz zor oldu :) Yine de Eski Çarşı'yı gezmek için az vaktimiz kaldığından, fazla oyalanmadan konaktan ayrıldık. Eski Çarşı'nın merkezinde bulunan Cinci Han'a giriş 2 lira, kulesine kadar uzanan dik merdivenleri tırmanıp, Eski Çarşı'ya tepeden bakarak, manzaranın tadını çıkarabilirsiniz.




Hediyelik eşya olarak, Safranbolu evlerinin figür olarak kullanıldığı anahtarlıklar, buzdolabı magnetleri ve lambalar çoğunlukta, ayrıca bölgeye has ve çok kıymetli bir ürün olan safran'ın da şampuanlarda, sabunlarda ve yiyeceklerde bol bol kullanıldığını söylemek mümkün.



Tadını beğenmezsek ziyan olur düşüncesiyle safranlı zerde tatlısından bir tane sipariş ettik, iyi ki de öyle yapmışız. Beğenenler sevenler elbette çıkacaktır ama bu yöresel lezzet, üzerindeki dondurma topuna rağmen bizim damak tadımıza hitap etmedi ne yazık ki :( Gel gelelim, karadut şurubu lezzetliydi ve tavsiye edilebilir, bunun yanında yine Eski Çarşı'da bulunan Kadıoğlu'nda kuyu kebabı ve safranbolu bükmesi yemenizi kesinlikle ve kesinlikle öneririm, yemekten önce süzme organik bal ve tereyağı, sıcacık pide eşliğinde sofraya geldiği zaman zaten arkasından gelecek olan yemek hakkında az çok ip ucu veriyor :)


Hıdırlık Seyir Tepesi'ne çıkıp, yine tadını pek beğenmediğim safran çayı'nı deneyebilir, bunun yanında elbette ki sahleplerinizi yudumlayarak, ayağınızın altında uzanan otantik şehir manzarasının tadını çıkarabilirsiniz. Hıdırlık Seyir Tepesi'ne çıkmak için geçeceğiniz yollar da ayrıca çok hoş.


Veee son olarak, hayatımda gördüğüm en güzel kelebeği Safranbolu'da gördüm, zar zor fotoğrafını çekebildik, belki siz daha güzelini görürsünüz :)











0 yorum:

Yorum Gönder

 

Blog Template by BloggerCandy.com